ÇANAKKALE VE BUGÜNÜMÜZ...

Tarih bir kez daha en kanlı savaşlardan birine sahne oluyordu. Çanakkale o kadar stratejik bir konuma sahipti ki yalnız bir savaşı kaybetme değildi. Bir Cihan imparatorluğunun ortadan kalkmasıydı. Türk ve İslam aleminin teslim olması ve yok olması demekti. Orada savaşan büyüklerin yanı sıra çocuklar bile bunun farkındaydı. Henüz çocukluğunu yaşayamasa da kınalı kuzular, aklı her şeye ermese de Çanakkale’nin ne anlama geldiğini çok iyi biliyorlardı. İman etmişlerdi, ant içmişlerdi. Bedir savaşındaki askerler gibi. Allah’a olan bağlılıklarını, test edeceklerdi. Son damla kana kadar. Onlara sadece arkada dua eden insanlar vardı. Allah’a yalvarmalar ve yakarmalar vardı. Ellerinden başka bir şey gelmezdi zaten. Bir milletin belki asr-ı sadetten sonra bu mücadeleyi vereceğine tarih şahit olmamıştı.Tarih yazıyordu Çanakkale’dekileri. Orada bulunan insanlar olağanüstüleşmişlerdi. İmanlarından dolayı güçlenmiş ve kenetlenmişlerdi. Düşmanın gücü hiç de umurlarında değildi. Çünkü onlar Çanakkale’ye ölmek için gelmişlerdi. Yaşarken ölmüşlerdi. Memleketlerine, ailelerine ve sevdiklerine geri dönmeyi akıllarından geçirmiyorlardı. Ama namus borcu olarak kabul ettikleri bu topraklara borcunu canıyla ödeyeceklerdi. Şerefle bu mücadeleyi sonuna kadar götüreceklerdi.

İtilaf Devletleri Çanakkale’nin kendilerine açılan bir kapı olduğunu biliyorlardı. İstanbul’u ve Anadolu’yu ele geçirmenin yolu Çanakkale’den geçiyordu. Hatta İslam topraklarını ele geçirmenin yolu da Çanakkale’den geçiyordu. Bütün haçlılar toplanmışlardı. Varlarıyla, yoklarıyla zamanın bütün teknolojik imkanlarını kullanıyorlardı. Çanakkale sıradan değildi. Yıllardan beri içlerine akıttıkları kinle ve nefretle saldırıyorlardı. Dönemin en görkemli savaş gemileri, en görkemli uçaklar ve kara harekatı için en teknolojik silahları vardı. Mehmetçiğe kimyasal silahta kullandılar, domdom kurşunu da sıktılar, hastahanelerini de bombaladılar. Her türlü akıl almaz yola da başvurdular. Bütün şer güçler altı asır esareti altında yaşadığı cihan imparatorluğunun yok olmasını görmeliydiler. İstanbul hükümeti zayıflamış olabilirdi. Elindeki güç eskisi gibi olmayabilirdi. Ama düşmana Çanakkale’den geçit verilmemeliydi. Düşmanda şaşırmıştı gördüğü manzaraya. Karşıda savaşanlara bir anlam veremiyordu. Onlar böyle bir direnişi görmemişlerdi ve duymamışlardı. Çanakkale’ye gelirken hesap ettikleri bir millet yoktu. Osmanlının yeniden devleşmesine şahit oluyorlardı. Ve beklediklerinin kaç kat üstünde bir güç vardı.Bu güç sayı olarak değildi. Şaşırdılar haçlılar, itibarları gidiyordu. Hepsi toplanmış, hesap ve kitaplar yapıyorlardı. Ama bir türlü hesapları da tutmuyordu. Olmuyordu işte olmuyordu. Çünkü karşılarında Peygamberin ordusu vardı.

Düşman savaştı ama kaybetti. Çok zayiat vermişlerdi. Osmanlı yıkılmıyor işte deyip zor günler geçirdiler. Bunalıma düştüler. Osmanlıdan kurtulmaları lazımdı ama olmuyordu. Ama bir şeyi fark ettiler. Karşında savaştıkları iman etmiş bir millet istemediği takdirde hiçbir şey olmazdı. Önce istemek lazım. İman etmek lazım. Allah yolu için mücadele etmek lazım. Allah’a teslim olmak lazım. Çanakkale’de savaşanlar da öyle yapmışlardı. Onlar önce Allah’a teslim olmuşlardı. Ama düşmana asla teslim olmayacaklardı. Kararlarını vermişlerdi. Kendilerine öldü gözüyle bakıyorlardı. Onlar için ölmek en büyük şehitlik mertebesine ulaşmak demekti. Onlar için elde edecekleri en büyük makamdı. Onlar da ölmek için savaşıyorlardı ve ölüme koşuyorlardı. Haçlı görmemişti böyle bir mücadeleyi. Tarih çok az tanık olmuştu böyle bir direnişe.




Bugün, Türkiye Cumhuriyeti kendi gücünün farkında değil gibi. Bugün ülkemizin geldiği noktaya bakıldığı zaman Çanakkale Ruhunda kırılmalar olduğunu görüyoruz. Geçmişte omuz omuza Çanakkale’de düşmana geçit vermeyen dedelerin torunları bugün birlerine karşı aynı samimiyeti göstermemektedir. İdeolojik ayrılıklar, mezhep farklılıkları, laik-anti laik ve Türk-Kürt ayrışması içine sokulmak isteniyoruz. Bunu planlı, projeli bir şekilde uygulamak isteyen haçlı zihniyeti var.Kendilerinin oluşturduğu bu suni ayrılığı körükleyerek, bu milletin bütünlüğü bozmak istiyorlar. Çanakkale de başaramadıklarını şimdi başarmak için. Bugün Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu da Türk askerine karşı kurşun sıkan terör örgütünün elamanlarının dedeleri de Çanakkale de bu vatan uğruna can verenlerdendi. Kayserili Ahmet, Çanakkale de yaralandığı zaman Hakkarili Ali ona yardım ediyordu. Urfalı Hasan Şehit olduğu zaman Zonguldaklı Yusuf başında ağlıyordu. Diğer yandan geçmişte bu vatanın bütünlüğü için omuz omuza savaşan kardeşler bugün sağcı-solcu, laik-anti laik kamplarına bölünerek kendi içlerinde ideolojik ayrılıklarını kutsallaştırarak ayrı bloklarda birbirilerine karşı husumet beslemektedir

Çanakkale Savaşında eşini ve son yongası olan çocuğunu savaşa gönderen Zeynep, ‘’Bu vatanın kurtulması için sen de git. Ben Allah’a emanetim.’’ diyordu. Anadolu’da ki bütün annelerde aynısını diyordu. Hep birlikte omuz omuza vermişler ve düşmanla savaşıyorlardı. Bir karış toprağın namahreme geçmemesi için şehit oluyordu. Çanakkale’de bir milletin topyekün kıyamı vardı. Onlar için ölümle ile yaşam arasında ki perde de kalmıştı.Ne pahasına olursa olsun düşmana geçit vermediler.

Bu vatanımız bugünlere kolay gelmedi. Vatanımızın her karışı şehit kanlarıyla bugün halen ıslak. Acılarımız devam ediyor. Türkiye Cumhuriyetini idare eden iktidarlar, ülkemizle ilgili kritik kararlar vereceği zaman mutlaka Çanakkale’yi düşünmek zorundadır. Kendi ülkesinin, kendi milletinin ve manevi değerlerinin, gücünün farkında olmayanlar için Çanakkale Destanı önemli bir yol göstericidir.



Hayrullah ERASLAN / BBP MKYK ÜYESİ

HABER: Turgut Reis

www.nigdealperen.com



YORUM EKLEYİN

HABER MANŞET:

Turgut Reis



ANASAYFAYA DÖN

www.nigdealperen.com